Uzun zaman sonra tekrardan merhabalar. Hayatta kalanlar ile okumaya yazmaya devam :)
Klasik her zamanki gibi yazıları yazarken yine başına uzun zaman sonra yazıyorum. Sebebi aslında bu işlere istesem de vakit ayıramamam. Malum sistemin içinde bunlara vakit ayıramamak yaşadığım sıkıntıların başında geliyor. Şu an yaptıklarım (Yaptığım tüm içerikler) aslında ürettiklerimin %25 - 30'u kadarı (Ona da zam geldi 5 sene önce %20 derdim) Eskiden Babam dahil bir sürü kişi bana 24 saatin yetmeyeceğini, yaşın arttıkça 24 saatin çok kısa geleceğini söylerlerdi. Son 1 senedir bunu çok iyi anlıyorum çünkü bizzat yaşıyorum aslında dediklerimi aynen yazıyorum bir nevi...
Bundan yaklaşık 1.5 sene önce okulda bir gün yine ders içinde kafamda felsefe yaparken okulun dertlerinin (Sınav, sınıfta kalma, hocadan azar yeme, disiplinlik olma vs vs...) aslında ne kadar boş muhabbetler olduğunu fark ettim. Bu kadar insanın açlıktan öldüğü, birbirini kestiği, adam kayırmanın, itelemenin bu kadar normalleştiği zor hayat şartlarının özellikle ülkemizde arttığı bu devirde tüm umudu bir sınava bağlayıp sanki sınav ortalama 70 yıllık hayatımızın tamamı baştan sona şekillendirecekmiş gibi düşünmenin kesinlikle yanlış olduğunu düşündüm. Tüm bunları düşünüp felsefeyi yaparken bu sene de 16 Haziran sabaha karşı 4:30'da uykusuz bir şekilde sivrisineklerin içinde sabah sessizliğinde ufuktan gelen fırtınayı mavi saatte izlerken sorguladım ve şunu anladım, ''Hayat ince kesitler üstüne kurulu''...
Hayatın İnce Kesiti
İnce kesitlerden kastım, günlük hayatta aslında çoğu şeyin ince kesitler üzerine kurulu olduğunu fark etmem. Bir şeyin fazlası veya azı o konuyu bambaşka yerlere çekebilir, gidişatı baştan sona değiştirebilir. İnce kesitler yaşam boyunca aslında verdiğimiz tüm kararlarda, yaşam tarzımızı, hayatımızı baştan sona değiştirir. İnce kesitler bizim varabileceğimiz maks (+) ve maks (-) değerlerdir. Bunu yaşadıklarımı düşünüp yorumlayınca fark ettim.
Bizim verdiğimiz, bize dayatılan veya içinde bulunduğumuz durumdan ötürü bir karar vermemiz veya uygulamamız gerektiğinde verdiğimiz karar doğrultusunda yaşadıklarımız bu kesitlere verilebilecek en güzel örnekler olabilir. Örnek vermemiz gerekirse,
- Biz bir bunalım yaşadığımız zaman eğer şanslıysak o bunalımdan çıktıktan bir süre sonra kendimizi sorguladığımızda şunu fark ederiz. Bu bunalım insanı her ne kadar dibe çekse de bunalım sayesinde hayattaki bazı değerleri (Yalnızlık yüzünden bunalıma girdiysek, sosyalliğin önemini, aşırı çalışma yüzünden bunalıma girdiysek dinlenmenin önemini, aile, sevgili, eş dost yüzünden girdiysek yanımızda duran gerçek dostların önemini) hissederiz. Bu yüzden hayattaki yükselişler ve dibe vuruşlar hayatta fark edemediklerimizi fark etmemiz için şans niteliğindedir. Aynı şekilde başka bir örnek vermemiz gerekirse de,
- Biz başımızdan geçen kötü bir olayı tekrardan düşündüğümüz zaman şunu fark ederiz ki, o kötü olay (Kaza, gasp, ifşa, sabotaj, linç ve fazlası) bir doz daha fazlasını yaşamış olsak belki bu bizim ölümümüze, tüm hayatımızın sıfırdan komple değişmesine neden olabilecek dozajda olabilir. Veya olay örgüsüne tersten bakınca da yaşadığımız basit gözüken önemsiz, anlamsız dediğimiz bir olay 1 doz daha fazlası olsa hayatımızı altüst edebilecek sonuçlar ortaya çıkartabiliyor. İşte bunun sınırını belirleyen şeyler ise o ince kesitler. Tabi olaya sadece ekşi tarafından bakmamak gerek. Buna güzel tarafından bakacak olursak ta, bu ince kesitler sayesinde farkında olmadan iyi insanlarla tanışıp, yeni yerler keşfedip, yeni bilgiler öğrenebiliyoruz. Çünkü yaşanılan bu durumun tam adı hayat akışı.
Hayat deniz gibidir, bir gün lodoslu, bir gün poyrazlı, bir gün durgun. Deniz üstündekilerden duyar bir gün sert, bir gün sinirli, bir gün azgın, bir gün durgun. Oysaki denizin bir suçu yoktur çünkü deniz bağdaşık olan rüzgara uymak zorundadır sadece.
İşin kısası hayat öyle kariyer yapıp emekli maaşı ile ölmeye gelinmiş bir yer değil. Bunu her gün daha iyi anlıyorum. Bunu üniversitede, okullarda, seminerlerde istediğiniz kadar anlatın karşıdaki insanın buna dayanabilecek gücü ve maneviyatı yoksa tesir etmez. Bu felsefe uzun sürer, kısa tuttum yazıyı okuyan herkese teşekkürler. Bu arada Blogların toplam okunması 4.474 olmuş baya mutlu oldum, destek olan herkese teşekkürler...