Gecenin üçü, dördü...
Gece Arafı
Her şey Temmuzun bir günü, yine uyku tutmayan bir gecede müzik dinlemekle başlayan serüvenimin, çalışmalarıma geri dönmemle devam edip, saat 2 civarlarında notlarımı almam ve yeni felsefeler yürütmemle birlikte uyku ile uyanıklık arasında gidip geldiğim bir vakit arafa düştüğümü fark etmemle başladı. Değişik bir durum içinde kalmıştım. Uyanıktım ve uyuyordum fakat farklı düşünceler projeler ve hayaller kurabiliyor, bunları not alabiliyor ve içerikleri paylaşabiliyordum. Uyurgezer değildim ama artık o altın saatleri yakalamıştım.
Gece Arafı'nın içine düşmüştüm. Artık ortada ne gündüz vaktinin sıradan düşünceleri, nede gecenin karanlık atmosferi, dertleri vardı. Aşk ile düşmanlığın, üzüntü ile mutluluğun, ölümün ile yaşamın harmanlandığı o saatlerdeydim artık.
Benim betimlememle Gece Arafı ne bir depresyondur, ne bir uyku problemidir, ne de bir sağlık sorunudur. Benim açımdan Gece Arafı bugünkü yaptığım bütün projelerin, bestelerin, resimlerin, düşüncelerin başlangıç sebebidir. Gündüzün bütün dertlerinden kurtulup zihnin özgürlüğe ulaştığı andır benim için. Rahatlığa ulaştığım, dünyanın sakinliğini gördüğüm kısa bir süredir bu araf. 12 yaşımın sonuna doğru gece fotoğraf çekimlerine başlamam ile birlikte gecenin özgürlüğünü keşfetmiş, 13 yaşımın başından itibaren ise çok erken saatlerde gün doğumunu, şafak vaktinin söküşünü, doğanın canlanışını, ayın batışını ve güneşin doğuşunu yaşıtlarım yatakta korona bahanesiyle uyurken tek tek gözlemlemiş olarak zehri almış ve o saatten sonra bir daha asla eskisi gibi düşünemeyecek hale gelmiştim. Artık çok erken saatlerde gözlem yapıyor, notlar alıyor, çevreyi gözlemliyor ve bunları belgeliyordum. Cahillik benim için yavaştan bitmeye başlamıştı. Hayatın acı yönlerini, dehşet taraflarını, dünyanın yönetilişini, insanların hayalleriyle nasıl oynandığını daha ilk okulda fark etmiş olarak zaten bir şeylerin farkındayken, korona sebebiyle bir şeyleri daha da fark etmek benim bilgilenmem ve eşit şekilde çökmeme neden oldu. Bir şeyleri fark etmek insanı önce çökertir, sonra güçlendirir. Hep söylerler, herkes çocukken büyümek, büyükken de çocuk olmak ister diye.
Sebep belli aslında. Çocuklar büyükleri örnek alır, dürüst, namuslu, işini düzgün yapan kahraman abi ve ablalardır büyükler çocukların gözlerinde. O abi ablaların gözünde ise çocuklar masum, dünyanın kazığını yememiş, pisliklerin hiçbirini bilmeyen temiz kalpli yavrulardır.
Olay çocuk kalmak değil, masum ve temiz kalmaktır. Her çocuk masum ve temiz doğar, biz kirlendikçe çocukluğumuzu değil, masumiyet ve temizliğimizi ararız. Çünkü hayat asla o örnek aldığımız abilerin ablaların verdiği tavsiyelerle yürümez, ilerlemez. Acının kitabı bin kez de yazılsa, mutluluğun kitabı bin kez yazılsa biz bunları ne kadar okusak, dinlesek te ipucu alıp bu bölümü atlayıp geçemeyiz. İşin sonunda bu acı ile mutlulukları hayat sınavında farklı şekillerde yaşarız ve mutlaka o kazığı bir gün ya erken yaşta, ya erken yaşta yeriz. Hayat herkes için farklıdır. Son ve başlangıç aynı olsa da asla hiçbirimiz, en yakınımız bile aynı dünyada yaşamayız. Farklı hayatlar farklı görüşler içinde hayatımız akıp gider.
Hepimizin dünyada yeri ve amacı farklıdır. Bunun en basit örneği sınıftır. Sınıfta otuz kişi olduğunu varsayalım. Bu otuz kişinin hiçbirinin fikirleri, düşünceleri ve kafa yapıları hiç bir zaman tam olarak birbiriyle uyuşmayacaktır. Bunun en basit örneği sınıf arkadaşlıklarında bile sınıftan yakın dost diyebileceğiniz en fazla üç, dört arkadaşınızın olacak olmasıdır. Bu en yakın üç dört arkadaşınızla bile çoğunlukla hayat görüşleriniz farklı bile olsa arkadaş olmanızın sebebi ortak yönlere sahip olmanızdır. Yarın kişisel bir çıkar durumunuz olduğunda en yakın üç dört arkadaşınızla bile anlaşamayacak duruma gelirsiniz. Sınıftaki otuz kişi ile ise hiçbir zaman aynı düşünemez, konuşamazsınız çünkü mutlaka muhalefet grubu oluşacaktır. Bu durum aslında ülkenin çok küçük bir yansımasıdır. Çünkü ülkenin başlıca üç grubu bulunur;
İtaatkar, Muhalif ve Yönetici.
Bu üç grup ülkenin temel toplumunu oluşturur. Temel toplum bu düzenle dengeli bir şekilde ilerler, ta ki bu gruplar dengesizleşmeye başlayana kadar. Yöneticiler arttıkça yöneticiler değersizleşir, itaatkar grup arttıkça muhalifler iş yapamaz, muhalifler artarsa toplum işleyişi yürüyemez. Bu başka bir yazının konusu olsa da şu an yazmış olduğum yazıyla da ucundan köşesinden alakalı. Toplumlar kolay yönetilebilir yapılara sahiplerdir. Çünkü çoğunluk düşünmemeyi seçer. Düşünememe cahillikten gelir fakat cahillik okulların kalitesi veya toplumun dini, ırkıyla alakalı değildir. Bu akım hayat şartları kolaylaştıkça artar. İnsanların tembellikten markete gitmek yerine eve sipariş verdiği, üşengeçlikten telefondan sosyal medyadan kafasını kaldırmadığı bir toplumda insanların okur yazar araştırmacı olduğunu düşünmek saçmalıktır. İnsanların sırf biraz daha kolay para kazanmak için kendini pazarladığı bu devirde varlık içinde yokluk yaşanmaktadır. Bu düşünmeme akımı, din ve siyasetle birleştiği zamanda tüm dünyada toplumlar kolaylıkla yönetilebilir. Çünkü din amacından saptırılır, siyaset siyaset olmaktan çıkar ve bunlar o kadar planlı ve yavaş olur ki, gerçek din insanları dinin nasıl kirletilmeye çalıştığını, gerçek siyasetçilerde siyasetin nasıl pisliğe çevrileceğini kavrayamaz çünkü bütün bunlar bir dk da değil, on yılda olan senaryolardır. Bu senaryonun sonunda ise artık ortada sahte din insanları ve sahte siyasetçiler vardır. Eğitim seviyesi de düşükse ülke köleleştirilir ve insanlar bundan memnun kalırlar. Çünkü cahillik mutluluktur. Bilmezsen düşünmez, düşünmezsen kendi küçük dünyanda mutlu mesut yaşar, mutlu mesut yaşarsan bu döngüden çıkmak için bir hareket yapmazsın.
Benim yazının başında yazdığım gece arafının olayı ise bütün bu dünya düzeni içinde kendini gerçekten bulmaktır. Bu kadar boş gündemin, gerçek olmayan sahte dostlukların, çıkar ilişkilerinin içinde zamanı, dünyayı, evreni, hayatı kavrayıp neden burada olduğumuzun sebebinin ortaya çıktığı saatlerdir gece iki, üç. Bu kadar büyük bir kainatın içinde zihnin temizlendiğini hissetmek, gerçekten bugün yüzlerce ölüm ihtimalinin arasından hiçbirinin denk gelmeyerek neden hayatta kaldığımızın, aslında neyi istediğimizin, neye ihtiyacımız olduğunun, hayatın ne kadar kısa ve anlamlı - anlamsız olduğunu, anladığım ve kavradığımız saatlerdir Gece Arafı...
Gece geç saatler bana kalırsa düşünmek için en uygun saatlerdir. Çoğu kişi depresyondayken geceden nefret eder. Çünkü karanlık çöktüğünde sadece 2 kişi vardır. Sen ve Karanlık. Karanlık insanı korkutur, uzaklaştırır ama çekeni de içine tam çeker. Bu saatlerde çoğu insanın duygusal olarak hüzünlü olmasının temel nedeni insanın başlıca kendine hesap verememesidir. Yakın dostuna, eşine, akrabasına, ailesine hesap veremeyecek bir insan çöktüğünde gece onun için gerçek bir çöküş olur. Fakat bu çöküş bir fırsattır çünkü eğer kendine hesap verip hayatta bir şeyleri değiştirirse hayat onun için yeniden başlar. Depresyon, mutsuzluktan veya kavgadan oluşmaz. Bazı uç değerlerin artmasıyla meydana gelir. Bu uç değerler ise çoğunlukla gündelik hayatta yaşadığımız şeylerdir.
Yoğun iş hayatı - Asosyallik = Depresyon
Ekonomik kriz - mobbing = Depresyon
İşsiz kalma - bir şey becerememe hissiyatı = Depresyon
Bu yüzden bu saatler herkesin kendi sınavını verdiği ve notu aldığı vakittir aslında. Çevrendeki herkes uyanmaman için elinden geleni yapıyor. Önemli olan fark edip başlamak.
Okulun, işin, ailenin dertleriyle değil, gerçek dertlerle yüzleştiğin, hesap verdiğin, kendi sorumluluklarınla yüz yüze geldiğim saatlerdir Gece Arafı...
Kendini kötü hissettiren, iyi hissettiren bütün anıları ve gelecekte yaşayacağın veya yaşamayacağım anıları hissettiğim zaman dilimidir Gece Arafı...
Vizyonumun genişlediği, dünyanın hem karanlık hem de aydınlık tarafını aynı anda hissedip, seçim yapabileceğim zamandır Gece Arafı...
Yaptığım veya gelecekte yapacağım kötülüklerden arınabileceğin veya o kötülüklerin planlarını yapabileceğim zamandır Gece Arafı...
Yarın öbür gün ses getirebilecek veya getiremeyecek tüm projelerin fikrini kafamda tasarlayabileceğim zamandır Gece Arafı...
İşin özeti benim betimlememle Gece Arafı benim için özeldir. Normalde uyku düzeni olarak bir sorunum olmasa da, korona zamanından itibaren birde yatar, on buçukta kalkar, gece çekimleri ile de sabaha karşı dörde kadar uyanık kalır hale gelmemle son 3 senede hayata bambaşka bir bakış açım oluştu. Uyku düzenim uzun zamandır normal fakat bazı geceler özellikle de uyku tutmayan gecelerde bizzat ya terasta çatıda oturur havayı gökyüzünü seyreder, ya da çalışma masamda çalışır, yeni ilhamlar alırım. Çünkü bugüne kadarki çoğu temel fikrimin ilham kaynağı bu yazı da dahil gece geç saatlerdir.