Ana içeriğe atla

Havadmin

 1 Eylül Pazartesi, Havaların Sesi, Gökyüzünün Efendisi, Bir Zamanların Havacısı, Şimdinin Sakin Rüzgarı...

Havadmin

Eskiler eskilerde kaldı, yeni ay, yeni hafta, yeni başlangıçlar ve sonlar. 1 Eylül 2025 saat 22.12 suları, uzun zaman sonra yeniden yazarken herşey bi anda başladı tamda şu anda olduğu gibi. 1 Sene 3 ay geçti son yazıdan (Hava Takvimi). Okul bitti, mezun olduk, herkes dağıldı, istenmeyen son oldu, alternatif çıkışlar gelmedi. Herkes mutlak sonda birleşti ve olması gereken oldu. Ben 1 yaş daha aldım, çevremde aldı, dünyada aldı ama aslında olması gerektiği gibiydi ve oldu. Çok kısıtlı süreler içinde çok şey yaşadığımız, her dk'nın kıymetli olduğu ve dakikalar kıymetli oldukça zamanın daha da hızlanıp fazlaca değersizleştiği bir distopyada, her şeyin 2dk'da tüketildiği bir dünyanın anlamı ne? Çokluk içinde azlık, herşey olmanın içinde hiçlik. Hiç bi skim yapmamak mı? Çok şey yapıp hiç bi değer görmemek mi? Aslında cevap çok net. Olduğun gibi olmak. Bu yazıyı yazmak için çok bekledim çünkü çok fazla şey net değildi, kavşaktaydım, amcalar beni durduracaktı kestirmeden çıktım geldim. Hızlı geldim geç gibi gözükse de. Yoksa daha beni bulamazdınız. Cezada yemedik kurtardık şimdilik. Şimdi gelelim Havadmin konusuna. Kim bu şahıs? Ne yapar? Hayırdır? Bende merak ediyorum çünkü ismi heryerden silinmiş. Flickr, Linkedln, Youtube, Soundcloud, İnsta... 2dk ya geleceğim yoruldum.

GELDİM...

12 Gün Olmuş.

Bir diğer sorunda tam olarak bu. Benim her gün aklımda. Bugün yazacam, yarın yazacam, 12 gün geçmiş. Zamana yetişemiyorum o da bana yetişemiyor karşılıklı kavgadayız kazanan o. Sıkıntıdayım içindeki kavga bitmiyor ama aslında bitti. Sanki bitmiş bişeyi yeniden yaşıyormus gibiyim tüm olacakları biliyormuş gibi. Kimdim, kim olmayı düşündüm ve kim oluyorum? Bunlardan yazacagım kendime. Tam kişisel Blog tabirine uygun. Havadmin'den önce Berkalp Turper'i tanımak gerek. Kim bu eleman napıyor, neden mutsuz veya mutlu, dertsiz mi yoksa dertli mi ne amk? Bi bakıp yazıyorum. Yazmayı unutmuşum...

Daha önceki bloglarımda uzunca ve detaylıca yazmıştım. Defalarca kez tekrar ettim, herşey 2020'de başladı diye öncesi gereksiz o yüzden aynı şeyleri tekrarlamaya gerek yok. 13 yaşımda kendimi hızlı bir şekilde tanımamla, bugüne gelmemi sağlayan yolculuk başladı. Her şeyi bugünden yaratırsın sözü buradan geliyor, o günlerde bugünleri çoktan yaratmıştım. 2021 hayatımın kavsağa girdiği yıllardan biriydi, 2022 ise o kavşağın çıktığı. Fakat sonrasında 2023 başı hayatımın uzun süren nötr zamanlarından birini yaşadım (6 Şubat depremi zamanı). Hayatın farklı kısımlarına kaydığım bir yıl oldu fakat o yılı hiç yoktan iyi şekliyle değerlendirebildim. 2024 ise iyi bir yıldı, gerçekten hayatımın temellerini oturttuğum ve verdiğim kararların doğruluğunu deneyimlediğim bir yıldı. 2025 ise iyi geldi ve şu anda kötü gidiyor. 18'e girerken 3 gün yataktan kalkamadım. İyi değildim, 18 gelmişti. Hazırlıksız yakalanmak tabirini tam yaşadığım bir yaş oldu. Kendimi 40 gibi hissettiğim bir yaş. Şu an hala içindeyim ama biraz daha genç hissediyorum herhalde 30'a kadar inebildim. Sonuç olarak baktığım zaman halimden memnun muyum? Kısmen evet, kısmen hayır. Çünkü benim için mutluluk net sonuçlardır. Sonuçlar net olmadığı zaman olmuyor ve şu an gelecek hala bulanık. Eskiden 1 yıl çok uzundu ve 1 ay çok değerliydi. Şu an kimlik yaşım ile hissettiğim yaş arasında fark var ve bu bulanıklık mide bulandırıcı düzeyde. Gerçekten yapmak istediklerimi yapamıyor olmak bana çok koyuyor ve hızlıca bu süreçten çıkmak için elimden geleni, hatta fazlasını yapıyorum. Şimdi ise hem netsizlik, hem bu uzun bekleyiş çok sıkıcı hale geldi. O yüzden bir yandan da içimdeki bir ses bu bekleyişin son bekleyiş olduğunu söylüyor. Sanki bu yılın sonuna doğru bir şeyler düzelecek, benim belki 6 - 7 ayda yapamadıklarım sanki 2 - 3 ayda yapabilecekmiş gibi hissediyorum. Bu süreçte beni en çok korkutan şey yaşımın geçmesi. Fakat hep dediğim gibi, Allah'ın izniyle hallederim, hallederiz.

HAVADMİN'in Konuyla Alakası

Gelelim esas bizim adama. ''Havadmin''. Kim bu? Nerden Çıktı ve Naptı?

Bu blogun temelini aslında 2023 yazında attım. O zaman bu konular üstüne düşünmüştüm ve diğer yayınlayacağım yeni tüm bloglarında aslında taslak tarihi 2023'ten. Fakat yazmak bugüne nasipmiş. Her şeyin bir vakti vardır. Vakti gelince olur. Havadmin ismi aslında rastgele aklıma gelen bir isimdi. Bizde havacılar (Amatör) herkes bi isim bulma yarışında ve derdinde. Havanın Elçisi, Havanın Habercisi derken dedim Hava olsun (Garanti zaten), üstünde yönetici eki gibi bişey ekleyelim. Gelecekte dünyaya açılırsakta ismimiz doğallığını korusun evrensel bir isim olsun diye, Admin (yönetici) kelimesini kullandım. Sonuç, Oldu Havadmin. Bu isim bana en uygun isimdi ve Bodrum Hava Durumu, Hava Durumu Fotoğraflarım, Ege'nin Havası gibi sayfalarda hep bana eşlik etti. Hepsi de geldi geçti fakat o isim hep bende kaldı ve beni yansıttı şu an görülmese de. Kendi içimde herkes gibi çok kavgam oldu fakat bunu yazmamın asıl nedeni duygusallık yapmaktan ziyade, bloga ''Havadmin'' olarak bir değer katmak. Çünkü aslında hepimiz biriz ve özümüz aynı. Aynı hayatları farklı versiyonlarda yaşıyoruz ve hepimiz sadece tek biz yaşamışız gibi davranıyoruz. Aslında hikayenin başı ve sonu çok net fakat sadece her birimizin görevi farklı. Havaları her ne kadar sevsem de, artık hava durumu içeriği üretmiyorum çünkü bu bana yeni bir kapı açmadığı gibi beni tüketiyor. Havayı her gün, her dakika izliyorum ve her saniye takip ediyorum ama size sunmuyorum. Bunun tek bir nedeni yok, birçok faktörü var çünkü ben sadece bu değilim.

Öncelikle ben Havadmin'den önce Berkalp Turper'im. Tam şu anda, 18 yaşımda hayatımda aktif olarak Fotoğraf & Video Prodüksiyonu, Müzik Üretimi ve Hava Durumu ile uğraşıyorum. Bunlar benim hayatımın 3 ana maddesi ve beni ben yapan 3 şey. Diğer alanlar sonradan geliyor ve bana değer katıyor. Dolayısıyla benim bu 3 maddeye ve kendi hayatıma değer vermem gerek. Daha önemlisi bu işlerden para kazanmam gerek ki hayatımın işleyişi doğru ve istikrarlı bir şekilde düzenle devam edebilsin. Hayatta insanın en önemli gayesinin bir işi olması gerektiğine inanıyorum. İşsiz insan en tehlikeli insandır. Üreten insandan bir zarar görmezsin ama bir işsiz, potansiyel riskli kartı her an oynayabilir. Şu an bana en çok gelir getiren iş fotoğraf, video işleri, devamında ise müzik çalışmaları. Meteoroloji'den ise bugüne kadar kazandığım para ise koca bir 0. Bunun sebebi benim sosyal medyaya çok oynamama ve kendi geleceğimi İnstagram, Youtube üstüne kurmuyor oluşum. Çünkü bana kalırsa meteoroloji amatör yapılacak bir iş değil. Sosyal medyanın büyük bir kısmı ise koca bir çöplük ve doğru platformlar burası değil. Bana kalırsa Meteoroloji, üniversitede okunup yapılması gereken bir dal. Bazı alanların bir ciddiyeti olduğu düşüncesindeyim ve bana kalırsa Meteoroloji Mühendisliği de bu alanlardan biri. Bu düşünce tamamen bana ait ve kimseyi suçlamak veya küçük düşürmek için söylediğim bir düşünce yapısı değil fakat ben tam bu düşüncem nedeniyle ve gelecek planlarımın yönünü değiştirmesi nedeniyle bu alanı yavaşça ve planlı şekilde azalttım, sonunda da bitirdim. Tabi bitirmiş olmam bunu hayatım boyunca yapmayacağım anlamına gelmiyor. Amacım gelecekte mutlaka bunu yapmak. Fakat şu an o vakit değil. Hayatta bazı alanlar sadece kademe taşıdır. O seviyeye gelmek için o seviyeleri geçmen gerekir. Meteoroloji videoları ve yazıları benim için tam bu oldu. Hayatta bir şey beni durdurup önümü kestiği ve ben bu kadarım dediği anda ben daha fazlasına gitmem. Benim için önemli olan şey o şeyin bana sürekli vizyon, çevre, para ve farkındalık kazandırması. Kazandıramıyorsa benim bakış açımla bana yine fayda sağlaması gerekir ama bunlar olmuyorsa benim için o iş biter. Sonuç olarak meteoroloji şu anda bana fazlasını vaat etmiyor ve benim gelecekte daha büyük farklı fikirlerim var. Şu anda ise kendimi bu sürecin yükleme ekranında hissediyorum. Hayatta bazen bazı şeylerden fedakarlık yapmak gerekir, bu durum tam olarak bu.

Hayat öyle bir matematikle işliyor ki, ne tek bir doğru ne de tek bir yanlış var. İşin içini düşündükçe herşey anlamsızlaşıyor ve değerini kaybediyor. Fakat sonra bu anlamsızlıkta kendi anlamlarımı yaratmaya başlayınca hayatı yaşadığımı fark ediyorum ve bu his bu sabahta kalkmamı ve bu yazıyı yazmamı sağlıyor. Bu yazıyı yazmadan belki 280 belki 380 gece bu yazıyı aklımda yazdım ve tekrarladım. Defalarca tekrar ve düşünceden sonra, bazen deli olduğumu düşünüyorum. Hafızam çok eskileri hatırlayabiliyor ve kafamın içinde adeta aynı anda 2, 3 belki 4 dünya yaratıp farklı senaryoları kurup onlar gerçekleşmiş gibi görebiliyorum. Bazı uykularımda rüyanın içinde çok düştüğümü hissediyorum sonra o rüyaları unutamıyorum. Unutamadığım bazı rüyalarda bazen aylar sonra gerçekleştiğinde dejavum oluyor. Demin çöp atmaya gittim ve sonra geçen senede aynı noktadan çöp attığımı telefonla konuştuğumu hatırladım. İşin daha kötüsü geçen seneki gökyüzü ve güneşin açısını aynı hatırlarken arşivden kontrol ettiğimde gerçekten geçen sene aynı gün olduğunu gördüm. Bulutlar aynı, güneş aynı açıda (Aynı saat) işin kötüsü biraz daha düşününce o sırada kiminle telefonla konuştuğumu, hatta ne konuştuğumu ve duygu halimi bile hatırlıyorum. Kısmen bazen kafamı zorladığımda belki o güne ait diğer detaylar bile aklıma geliyor. Haftada genellikle birkaç kez çöp atarım, çöp atarken telefonla ara sıra konuşurum. O gün özel bir gün mü? Asla! Peki o zaman bu detayları nasıl hatırlıyorum? Bende bilmiyorum ama başından beri normal geliyor çünkü ben hep böyleydim. İşin daha detaylısı dinlediğim bütün müzikleri, çektiğim bütün fotoğrafları da hatırlıyorum. Mesela bu blogu yazarken müzik dinliyorum. Bundan önceki çoğu blogu yazarken de müzik dinliyordum ve şimdi düşündüğümde her bir bloguma baktığımda, o blogu yazarken ne dinliyorsam kafamda o parça çalıyor.

Sonuç olarak aslında herşey çok net. Daha detaylarını diğer bloglarda aktaracağım, bu blog hayatta olduğumu göstermek içindi boş kalmış buralar, uzun bir blog serisi yolda. Okuyanda görmüyorum kendime yazıyorum ama dursun köşede. SAYGILARIMLA